Javascript must be enabled in your browser to use this page.
Please enable Javascript under your Tools menu in your browser.
Once javascript is enabled Click here to go back to ingsozluk.com

Sitemizin içeriği her gün zenginleşiyor,

 

Arama fonksiyonu geliştirilmiştir. Artık aramalarınızda daha isabetli sonuçlara ulaşacaksınız. Şimdi deneyin!!

Son yorumlar

Yer ve durum edatları ilgeçler...
Merhaba, İçeriğin daha anlaşılabilir olması için renklend...
26/05/08 10:48 Devamı...
By Tolga

Yer ve durum edatları ilgeçler...
ii adlad1m _imdi [LIST] 8) :grin :) ;) :p :sigh :zzz ...
15/05/08 20:21 Devamı...
By bir dost

Yer ve durum edatları ilgeçler...
bu ne yaa :? :zzz :(
15/05/08 20:17 Devamı...
By gestapoo

Passive voice zaman geçişleri ...
hiç işime yaramadı
15/05/08 19:40 Devamı...
By esra

Passive voice zaman geçişleri ...
:cry
15/05/08 19:39 Devamı...
By esra

SUBJECT PRONOUNS Yazdır
Grammar - Temel - Basic
Pazar, 05 Ağustos 2007
StumbleUpon!

Zamirler (Pronouns) cümlede isimlerin yerini alan adıllardır.

ÖZNE ZAMİRLERİ (Subjective Pronouns)

I ben
You sen
He o (erkekler için)
She o (bayanlar için)
It o (cansız nesneler ve hayvanlar için)
We biz
You siz
They onlar
 

Subject Pronouns, cümlenin başında özne olarak kullanılır. Örnek ifadeler;

I am a student. (Ben bir öğrenciyim)

You are intelligent. (Sen zekisin)

They study English. (Onlar İngilizce çalışırlar.)

NESNE ZAMİRLERİ (Objective Pronouns)

me beni
you seni
him onu (erkekler için)
her onu (bayanlar için)
it onu
us bizi
you sizi
them onları

Objective Pronouns, yüklemden sonra nesne görevinde kullanılan zamirlerdir. Örnek ifadeler;

I love her. (Seni seviyorum.)

I like it. (Onu seviyorum.)

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (15) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 354

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2007 )
 
THE VERB BE Yazdır
Grammar - Temel - Basic
Pazar, 05 Ağustos 2007
StumbleUpon!

İngilizce'de sözcükleri rasgele bir araya getirerek cümle kurmamız imkansız. Bu nedenle her cümlede özne ve yüklem olmak zorundadır. İngilizce'de temel fiil, "be" (olmak) fiilidir.

"Go, come, study, eat, do" gibi normal fiillerin olmadığı cümlelerde yüklem olarak "be" fiilini kullanmamız gerekmektedir. Ancak "be" fiili, özneye göre şekil almaktadır. Örneğin, "be" fiili geniş zaman ve şimdiki zamanda kullanılıyorsa, I öznesi için "am", You, We, They özneleri için "are" ve he, she, it özneleri için "is" halini alır. Aşağıdaki tabloda "be" fiilinin çekimi verilmiştir:

I am a teacher
You are a student
He is a boy
She is a girl
It is a dog
We are students
You are friends
They are people
 

"Be" olmak fiilinin olumsuz hali, "not" alarak belirlenir.

I am not a teacher
You aren't / are not a student
He isn't / is not a boy
She isn't / is not a girl
It isn't / is not a dog
We aren't / are not students
You aren't / are not friends
They aren't / are not people

 

İngilizce'de soru sorarken yardımcı fiil "be", öznenin önüne getirilir.

am I a teacher?
are You a student?
is He a boy?
is She a girl?
is It a dog?
are We students?
are You friends?
are They people?

 

Be olmak fiilinin olumsuz soru çekimi:

am I not a teacher?
aren't You a student?
isn't He a boy?
isn't She a girl?
isn't It a dog?
aren't We students?
aren't You friends?
aren't They people?

 

Yukarda Geniş zaman ve Şimdiki zamanda çekimini verdiğimiz "be" olmak fiilinin Geçmiş zamandaki çekimi de "was/were" şeklindedir: 

I was a teacher
You were a student
He was a boy
She was a girl
It was a dog
We were students
You were friends
They were people

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 235

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2007 )
 
PREPOSITIONS (EDATLAR) Yazdır
Grammar - Temel - Basic
Pazar, 05 Ağustos 2007
StumbleUpon!

Edatlar (Prepositions) İngilizce'de nesnelerden önce gelerek fiil ve özne/nesne arasında bağlantı kurmaya yarayan kelimelerdir. Örneğin Türkçe'deki ismin -de hali (bulunma), -den hali (ayrılma), -i hali, -e hali (yönelme) gibi durumlar İngilizce'de (Prepositions) denilen edatlarla sağlanır. Belli başlı edatlar nelerdir?

ABOUT (hakkında, yaklaşık)

We talked about you. (Senin hakkında konuştuk.)

There are about ten million people living in Istanbul. (Istanbul'da yaşayan yaklaşık on milyon insan var.)

AFTER (-den sonra, ardından)

After you (senden sonra)

After ten o'clock (saat ondan sonra)

AT (-de/da, -e/a)

At two o'clock (saat ikide)

Look at me (bana bak.)

At cinema (sinemada)

BEFORE (-den önce)

Before him (Ondan önce)

Before three o'clock (saat üçten önce)

BETWEEN (arasında)

Between you and him (senin ve onun arasında)

Between February and May (Şubat ve Mayıs arasında)

FROM (-den/dan)

From Istanbul (İstanbul'dan)

IN (-de/da, -in içinde)

In Istanbul (İstanbul'da)

In the house (evde)

INTO (-in içine doğru, -e doğru)

Caome into house (eve gir)

OF (-ın/in)

the front of the house (evin önü)

ON (-in üzerinde)

The cat is on the table. (Kedi masanın üstündedir.)

OVER (üzerinde- dokunma yok)

The plane is over the city. (Uçak şehrin üzerinde.)

TO (-e/a, -e doğru)

To Istanbul (İstanbul'a)

I am going to Istanbul. (Ben İstanbul'a gidiyorum.)

UNDER (-in altında)

He is under the tree. (O, ağacın altında)

WITH (ile)

Come with me. (Benimle gel)

Go with him. (Onunla git)

WITHOUT (-siz, -sız)

Without you (sensiz)

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (13) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 377

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2007 )
 
CAN AND BE ABLE TO Yazdır
Grammar - Orta - Intermediate
Pazar, 05 Ağustos 2007
StumbleUpon!

1) Yeteneklerimizi ifade ederken "can" ya da "be able to" kullanırız.
He can speak two foreign languages fluently.
He is able to speak two foreign languages fluently.


2) Olumsuz cümlede can't ve am/is/are not able to kullanılır.
I can speak English, but I can't speak French.
I'm able to speak English, but I'm not able to speak French.


3) "Be able to" diğer tense'lere göre çekimlenebilir.
He is able to speak very good English. (Present)

He has been able to speak English for ten years. (Present Perfect)
He was able to speak good English when he was a child. (Simple Past)
He will be able to speak English even better when he stays in England for some time. (Future)
He should be able to speak English well, because he has been living in England for six years. (With other modals)
He had been able to speak English for five years when he went to England. (Past Perfect)

4) "Can" yapılması mümkün olan olayları ifade ederken de kullanılır.
I'm very busy now, so I can't help you.
(It's not possible for me to help you now.)

I'll finish my work in an hour, so I can help you then.
(It's possible for me to help you after I finish my work.)

I have very little money on me now, so I can't lend you any.
(It's not possible for me to lend you any money now.)

I'll go to the bank in the afternoon, and I'll withdraw some money from my bank account. Then I can lend you some.
(It will be possible for me to lend you some money after I've withdrawn some from the bank.)

5) "Can", birine bir şey yapması için izin verilirken de kullanılır. Bu kullanımıyla, "can", "may" ile aynı anlamı verir.

(The shop owner to the customer)
- You can/may leave your purchases here until you finish your shopping. Then you can come and get them.

(Mother to her daughter)
- Because tomorrow is a holiday, you can/may stay up late tonight.

(Father to his son)
- You can /may go on your date in my car if you wish.

(The teacher to the students)
- Those who finish answering the questions can/may leave the classroom.

6) "Can" in past biçimi "could", "be able to" nun past biçimi ise "was/were able to" dur.
I could run very fast when I was a child.
I was able to run very fast when I was a child.
Some students in my previous class could/were able to speak English almost fluently, but they weren't so good at grammar.


"Could", geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişte birine izin verme gibi durumları ifade ederken kullanılır.

Mozart could play the piano when he was only four, (ability in the past)
My grandfather was very strong. He could lift enormous boxes on his own. (ability in the past)
It was raining heavily. We could go out only when it stopped raining.
(permission in the past)
(It became possible for us to go out only when the rain stopped.)
Because there was a holiday the next day, the children could stay up late.
(permission in the past)
(It became possible for them to stay up late because there was a holiday the next day.)

"Was/were able to" da. geçmişteki yeteneklerimizi ya da geçmişteki izin verme durumlarını ifade ederken kullanılır. Ancak, "geçmişte zor bir durumun üstesinden gelme" anlamı (manage to do), sadece "was/were able to" ile ifade edilir. "Could" bu anlamda kullanılmaz.

 

******* İKİNCİ ANLATIM **********

. be (am / is / are) able to
"Bir şeyi yapabilmek" anlamını taşır.
- I am able to run a mile.
Bir mil koşabilirim.
- They will be able to complete the project on time.
Projeyi zamanında tamamlayabilecekler.
- She was able to say a few words.
Birkaç kelime söyleyebildi.
- We haven't been able to understand it.
Onu anlayabilmiş değiliz.

Bu yapı Türkçe'ye "yüklem + - EbIl- " ile aktarılır. Gerekli zaman takısı eklenir.
  Can
a) bir şeyi yapabilmek
- Can you speak German ?
Almanca konuşabilir misin ?
b) olasılık
- He can be here any moment.
Her an gelebilir.
c) izin, rica
- Can I leave early ?
Erken çıkabilir miyim ?
- Can you turn the volume down ?
Sesi kısabilir misin ?

Bu kullanımlar (a-c) Türkçe'ye "yüklem + - EbIl- ile aktarılır.

d) Olumsuz sonuç çıkarma
- It can't be her. She is much taller.
Bu o olamaz. O daha uzun boylu.
e) Geçmişe ait olumsuz sonuç çıkarma.
- She can't have left earlier.
Daha erken çıkmış olamaz.

Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (16) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 273

Son Güncelleme ( Cumartesi, 24 Mayıs 2008 )
 
USE OF MUST AND HAVE TO Yazdır
Grammar - Orta - Intermediate
Pazar, 05 Ağustos 2007
StumbleUpon!
"must" ve "have to" , her ikisi de gereklilik, zorunluluk bildirmesine karşılık, "must" daha çok, konuşmacının kendi içinden gelen bir zorunluluğu, "have to" ise dış etkenlerden kaynaklanan bir zorunluluğu yansıtır. Ancak, günlük yaşamda, zorunluluklar arasında bu ayrımı yapmak çok zordur. Yani zorunluluğu kişi kendi içinde mi hissediyor, yoksa bazı koşullar onu bir şeyler yapmaya mı zorluyor? Bu ayrımı, tek tek cümlelerde yapamayız. Ancak, konuşmanın akışı içerisinde zorunluluğun kaynağı netlik kazanabilir.

I must pass the university exam.

I have to pass the university exam.

Tek tek ele aldığımızda, bu iki cümle arasında pek fark yoktur. Ancak, bu cümlelerin devamında, konuşmanın akışı şöyle olmalıdır.

I must pass the university exam. I have no other choice. If I can't pass it, I won't get a good career and I will be unhappy.

I have to pass the university exam. My parents have spent so much money on me. If not, I'll make them unhappy.

"Must" konuşmacının kendi otoritesini ifade ederken de kullanılır:

(A doctor to his patient) You must stop smoking. Your lungs are getting worse.

(Mother to her child) You must make your bed when you get up.

(Mother to her son) You must brush your teeth before you go to bed.

Ancak, kendisinden istenen bu işleri ifade ederken, kişinin "have to" kullanması daha uygundur:

(the patient)
I have to stop smoking. The doctor says my lungs are getting worse.

(the child)
I have to make my bed when I get up.

(the son)
I have to brush my teeth before I go to bed.

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (15) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 283

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2007 )
 
<< Başa Dön < Önceki 61 62 63 64 65 66 67 68 69 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 301 - 305 Toplam: 343

Dinlediklerinizi daha iyi anlayabilmek için Listening bölümüzde

sizler için hazırladığımız 101 adet hikayeyi yavaş ve hızlı olarak

dinleyip takip edebilirsiniz.

Anlıyor ancak konuşamıyor musunuz?

Speaking bölümünü ziyaret edin!

Resimlerle ingilizce

Apple

Kelimeleri resimlerine bakarak öğrenin.

A'dan Z'ye kadar full kelime listesini görmek için

Tıklayın