| PRESENT STATE OF AFFAIRS |
|
|
|
Eldeki / Şimdiki / Mevcut Durum... general outlook = genel görünüm... cross-border = sınırlar ötesi... The human being is the most dangerous threat to the Earth. He is threatening to deplete the Earth of its rich natural resources and this would be the end of everything. These resources are already insufficient to feed the hungry billions even today. the + human being = insanlar; insanoğlu (sınıf adı)... to deplete = tüketmek, bitirmek, boşaltmak... migration = göç... immigration = göç alma, içeri göç... emigration = dışarıya göç... ever-crowding = gitgide daha kalabalıklaşan... per capita = kişi başına (PÖ-KÆ-pıtı okuyunuz)... per annum (pö-Æ-nım) = yıllık, yılda... percent = %... GNP = gross national product = gayri safi milli hasıla... survive on = ile yaşamak / hayatını idame ettirmek... has no access to = ulaşamıyor, erişemiyor, yoksun... drugs = uyuşturucular... smuggling = kaçakçılık... contagious /kın-TEY-cıs/ = bulaşıcı... prosperity = refah... prosperous = müreffeh... stability = istikrar... to achieve = başarmak, elde etmek... to embrace = kucaklamak, sımsıkı sarılmak... human rights = insan hakları... market economy = piyasa ekonomisi... sustainable = sürdürülebilir... to combat = mücadele etmek, savaşmak, muharebe etmek... to deal with = ile ilgilenmek, uğraşmak, ele almak... topic = konu... concern = Türkçe'ye bazen "ilgi" bazen "endişe, tedirginlik" kavramları ile çevirmek zorunda kaldığımız bu sözcük, aslında her iki kavramı da içerir... to convene /kın-Vİ:N/ = toplamak, toplanmak... have brought new dimensions = yeni boyutlar getirmiş bulunuyor... ongoing veya daha seyrek on-going = devam etmekte olan, halen sürmekte olan... still on the agenda = hala gündemde... statement = (burada) beyanat, bildiri... victim = kurban (bir olayın kurbanı anlamında)... income inequality = gelir eşitsizliği... widespread = yaygın... to become widespread = yaygınlaşmak, yaygın hale gelmek... to integrate = bütünleşmek, bütünleştirmek (burada, birincisi -- Peki, nerden anladık? Çünkü, ikincisi "geçişli/transitive" bir kavramdır ve kendisinden sonra nesne gerektirecektir)... huge /HYU:C/ = kocaman, çok büyük... wealth = zenginlik... in turn = DİKKAT: daha önce de birkaç kez dokunduk: Bunu her gördüğünüz yerde, "de, da" (dahi) ile çeviriniz: "This, in turn, = Bu da... "Kendi sırası geldiğinde" kavramından... to remedy = çare olmak, düzeltmek... remedy /RE-mıdi/ (ad) = çare, derman... scale = ölçek, ölçekte, ölçekteki... the reason of globalization = küreselleşmenin mantığı... reason = 1. neden, sebep; 2. akıl mantık, muhakeme... rational /RÆ-şınıl/ = rasyonel, akla mantığa uygun... will take generations birkaç kuşakta ancak gerçekleşecek... to lower = düşürmek, azaltmak... measures = önlemler... conducive /kın-DCYU-siv/ = uygun, kolaylık sağlayan veya o sonuca götüren, o yönde kolaylık sağlayan... creating an environment (which is) conducive for investment = yatırımlar için uygun ve teşvik edici bir ortam yaratmak... debt relief /DET-rı-Lİ:F/ ("b" sessiz) = borçların silinmesi (relief = hafifletme, kurtarma)... 1. Son bölümdeki deyiş: "to help smb to help smb else" = daha çok sayıda zengin ülkenin fakir ülkelere yardımcı olmalarına yardımcı olmak... 2. En sondaki edilgen "should be taken" fiilinin nesnesi daha önce geçmiş olan "measures" sözcüğüdür...
Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 144
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
|
||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









