Javascript must be enabled in your browser to use this page.
Please enable Javascript under your Tools menu in your browser.
Once javascript is enabled Click here to go back to ingsozluk.com

Sitemizin içeriği her gün zenginleşiyor,

 

Arama fonksiyonu geliştirilmiştir. Artık aramalarınızda daha isabetli sonuçlara ulaşacaksınız. Şimdi deneyin!!

Değerli üyelerimiz, sizi şöyle alalım

Son yorumlar

Yer ve durum edatları ilgeçler...
Merhaba, İçeriğin daha anlaşılabilir olması için renklend...
26/05/08 10:48 Devamı...
By Tolga

Yer ve durum edatları ilgeçler...
ii adlad1m _imdi [LIST] 8) :grin :) ;) :p :sigh :zzz ...
15/05/08 20:21 Devamı...
By bir dost

Yer ve durum edatları ilgeçler...
bu ne yaa :? :zzz :(
15/05/08 20:17 Devamı...
By gestapoo

Passive voice zaman geçişleri ...
hiç işime yaramadı
15/05/08 19:40 Devamı...
By esra

Passive voice zaman geçişleri ...
:cry
15/05/08 19:39 Devamı...
By esra

Sık kullanılan deyimler - (Editörün tavsiye ettiği içerik) Yazdır E-posta
StumbleUpon!

 

above all bilhassa, özellikle
according to one tradition bir rivayete göre (according to accounts)
against will istemeyerek, zorla
ahead of --- nın önünde gitmek
all of a sudden ansızın, birden bire (without warning)
all too soon pek erken, zamansız (ölüm vb)
apart from (1) den başka (2) --- nın yanısıra
arm in arm kol kola
as a rule kural olarak
as for as to --- e gelince, söz konusu --- olunca
as opposed to in contrast to --- ya karşılık, ---- ile kıyaslandığında
as regards with regard to --- ile ilgili olarak
as yet şimdilik, henüz
at (the crack of) dawn sabahın köründe, şafakla beraber
at a disadvantage dezavantajlı durumda

 

at a discount indirimli fiyata (almak, satmak)
at a glance bir bakışta
at a high/low price yüksek/düşük bir fiyata
at a loss (1) ne yapacağını bilmez, şaşırmış durumda (2) zararına
at a time bir defada
at all costs ne pahasına olursa olsun
at any rate en azından
at any time her an
at best en iyi ihtimalle, taş çatlasa
at birth doğum anında, doğarken
at death ölünce, ölürken
at ease rahatı/keyfi yerinde *** with ease kolaylıkla
at first ilk etapta, ilk başta
at first sight ilk bakışta
at full speed tam gazla, son hızla
at intervals aralıklarla, ara ara, zaman zaman
at large (1) firari (2) detaylı olarak (in detail = at length)
at last nihayet, sonunda
at least en azından
at length uzun uzadıya (in detail at large)
at odds with --- ile arası bozuk olmak
at one time zamanın birinde, vaktin birinde
at one’s disposal at one’s service birinin emrine hazır olmak
at one’s leisure boş zamanlarında
at random rasgele, tesadüfen
at risk risk altında
at the age of yaşlarında, yaşında
at the expense of at the cost of --- nın pahasına
at the latest en geç
at the mercy of --- nın merhametine/insafına kalmış
at the most en çok, taş çatlasa
at the peak of --- nın zirvesinde
at the time o onda (at that time)
at times from time to time zaman zaman, bazen
at variance with --- ile ters düşmek, --- ile çelişmek
at war (with) ---- ile savaş halinde olmak
at will kendi isteğiyle
at work işte, iş yerinde
at worst en kötü ihtimalle
at your own risk olacaklardan siz sorumlusunuz (arabanızı olmadık yere park edince arabanın başına geleceklerden siz sorumlu olursunuz)
attach/give importance to önem vermek
back and forth ileri geri (hareket) (to and fro)
back to front elbisenin önünü arkasına giymek
be over the moon sevinçten havalara uçmak
bear grudge against birine karşı kin gütmek
bear resemblance to ile benzerlik göstermek
beat around the bush bin dereden su getirmek
Behave yourself! Kendine gel! Terbiyeni takın !
beside the point konu ile ilgisi olmamak X to the point
beyond comprehension anlaşılamayacak kadar karışık, detaylı
beyond recognition tanınmaz hale gelmiş (kaza sonrası ceset vb)
bid farewell to say goodbye to veda etmek
blame somebody/something for den dolayı birini suçlamak
break even ne kar ne de zarar etmek
break the ice iki kişinin arasındaki buzları eritmek
bring to light aydınlatmak, açığa kavuşturmak (shed light on)
burst into flames alev almak, ateş almak
burst into laughter/tears kahkahaya/gözyaşlarına boğulmak
by a hair’s breadth kıl payı
by accident kazara, tesadüfen
by all means (1) her şeye rağmen (2) elbette
by and by yakında, çok geçmeden
by and large in general genel olarak
by chance tesadüfen
by coincidence tesadüf eseri, tesadüfen
by degrees derece derece, basamak basamak
by ear kulaktan dolma, kulaktan kulağa
by far şu ana kadar ki, o ana kadar ki olanlar arasında
by force zorla, güç kullanarak
by hand elle, elini kullanarak
by heart ezbere (from memory )
by large genellikle
by law kanunlara göre
by means of sayesinde, vasıtasıyla (by virtue of through)
by mistake kazara ( by accident )
by name ismiyle (hitap ederken)
by no means asla, hiçbir şekilde (on no account)
by sight görünüş olarak
By the way Sırası gelmişken, Bu arada
by virtue of ---- den dolayı, nedeniyle
by way of yoluyla, üzerinden (Ankara’ya İzmir üzerinden gitmek)
by word of mouth ağız yoluyla
call attention to dikkat çekmek, vurgulamak ( point out )
can’t bear+Ving/to do can’t stand+Ving katlanmak, tahammül etmek
can’t help + Ving kendini alamamak, kendine hakim olamamak
can’t make it (to) önceden kararlaştırılan bir plana uyamama
catch a glimpse of gözüne ilişmek ( catch sight of )
catch somebody in action/in the act/red-handed suç üstü yakalamak
catch somebody unawares birini gafil avlamak, hazırlıksız yakalamak
catch/take somebody by surprise birini şaşırtmak
catch/keep up with somebody/something hızına yetişmek
come into being come into existence meydana gelmek, var olmak
come to an agreement reach an agreement uzlaşmaya varmak
come to an end come to a halt sona ermek, bitmek
come to light aydınlığa kavuşmak
commit suicide intihar etmek
cram one’s brains beyin patlatmak, çok fazla çalışmak
derive pleasure from --- den zevk almak (take pleasure in)
develop a crash on birine tutulmak, birini çok sevmek
develop a liking for (birini zamanla) sevmeye başlamak
develop fever ateşi çıkmak
die for doing can’t wait to do yapmak için can atmak
do away with somebody/something yıkmak, yok etmek, öldürmek
do harm to --- e zarar vermek
Do I make myself clear? Kendimi ifade edebildim mi? Anlıyor musun?
do nothing but V1 (DO) ---- nın dışında bir şey yapmamak
do one’s best elinden gelenin en iyisini yapmak
do somebody a favour birine iyilik yapmak
Don’t be long! Sakın geç kalma *** I won’t be long Geç kalmam!
Don’t make me laugh! Beni güldürme!
draw a conclusion from --- den sonuç çıkarmak
drive somebody crazy/mad delirtmek, çıldırtmak
earn a living make a living geçimini sağlamak, parasını kazanmak
eat like a horse kıtlıktan çıkmış gibi yemek
end in a draw (maç, oyun vb için) berabere bitmek
end up in (hapishane, hastane vb bir yerde) son bulmak, sonuçlanmak
end up with bir şeyle sonuçlanmak
Enjoy it! Afiyet olsun!
every now and then arada sırada, zaman zaman
every other day gün aşırı, birer gün arayla
except for with the exception of -- nın haricinde, -- den başka
Exceptions don’t break rules! İstisnalar kaideyi bozmaz!
face to face yüz yüze, bire bir
fall asleep uyuya kalmak
fall into disfavour with --- ile muhalefete düşmek
fall into disrepute itibarı zedelenmek, gözden düşmek
fall on the same date --- ile aynı tarihe denk gelmek
fall out of love with aşık olduğundan ayrılmak X fall in love with
fall out with somebody birisi ile kavga etmek
fall short of (expectations) beklentiye cevap verememek
far from being + adjective (mükemmel, iyi vb) olmaktan çok uzak
feel at home kendini evinde gibi hissetmek
feel like + Ving arzu etmek, istemek
feel like a fish out of water kendini sudan çıkmış balık gibi hissetmek
few and far between once in a while kırk yılda bir
find it hard/difficult TO DO yapmakta zorlanmak
for a change değişiklik olsun diye
for a fortnight iki haftalığına
for ages uzun bir sure
for certain for sure kesin olarak, emin bir şekilde
for good sonsuza kadar, ebediyen (forever)
for instance örneğin (for example )
for no (good) reason durduk yere, sebepsiz yere
for once sadece bir kereliğine mahsus
for sale satılık
for short bir ismin kısaltması (ODTÜ, NATO, TBMM vb )
for some reason bir takım sebeplerden dolayı
for sure for certain kesin olarak, emin bir şekilde
for the benefit of ---- nın yararı için, ---- e faydalı olması için
for the purpose of --- mek için, --- mek amacıyla
for the sake of hatırına, uğruna, aşkına
for the time being şu anda
from experience tecrübelere dayanarak
from memory by heart ezberden
from now on şu andan/tarihten itibaren (from this date forward )
from the horse’s mouth ilk ağızdan (haber)
from time to time zaman zaman ( at times )
from top to head tepeden tırnağa
gain access to gain entrance to --- e erişmek, --- e ulaşmak
gain favour with birisinin gözüne girmek/beğenisini kazanmak
get away with something (1) alıp kaçmak, sıvışmak (para vb) (2) yaptığı bir kabahatin cezsını çekmemek, yanına kar kalmak
get along/on with somebody birisi ile geçinmek
get on somebody’s nerves sinirlendirmek, delirtmek
get stranded mahsur kalmak
get through doing something bir şeyi yapmakta muvaffak olmak
Get well soon! Geçmiş Olsun! Acil Şifalar Dilerim!
give birth to doğurmak, doğum yapmak
give priority/precedence to (birine veya bir şeye) öncelik tanımak
give rise to give way to sebep olmak
give somebody a blow birine darbe indirmek
give somebody a cold reception birini soğuk karşılamak
give somebody a lift birini arabayla bir yere bırakmak
give somebody a ring give somebody a shout birini telefonla aramak
give somebody a shot give somebody an injection aşı yapmak
give somebody a warm reception birini sıcak karşılamak
give somebody a warning birini uyarmak
give way to give rise to sebep olmak, yol açmak
give/lend somebody a hand with something birine yardım etmek
go astray (1) (hayvanlar için) sürüden ayrılmak (2) (insan için) sapıtmak
go bankrupt iflas etmek
go by / go past --- nın önünden geçmek
go cold with somebody birinden soğumak
go crazy go mad çıldırmak, kafayı yemek
go for a stroll go for a walk take a walk yürüyüşe çıkmak
go into action take action harekete geçmek
go out of business iflas etmek (go bankrupt)
go out of hand kontrolden çıkmak
go senile bunamak
hand in hand el ele
Handle with care! Dikkatli taşıyın!
have a look at göz atmak ( take a look at)
have a memory/mind like a sieve berbat bir hafızası olmak
have a row with somebody over something birisiyle bir konuda tartışmak
have a word with somebody birisiyle ciddi bir konuda konuşmak
have an affair with birisiyle ilişki yaşamak
have an effect/impact on/upon etkilemek, üzerinde etkisi olmak
have butterflies in one’s stomach heyecandan midesine kramplar girmek
have confidence in güvenmek ( trust )
have difficulty/trouble (in) + Ving --- yapmakta zorlanmak
have no other choice but TO DO ---- yapmaktan başka çare yok
have to do with ile alakası/ilgisi olmak
Help yourself! Buyrun yiyin!
I haven’t the faintest/slightest idea! En ufak bir fikrim bile yok!
in (dire) need of --- e (çok) ihtiyacı olmak
in a bad temper asabi, sinirli
in a hurry alelacele, acelesi olmak (in haste)
in a mess darmadağınık, pislik içerisinde
in a moment az sonra, birazdan
in a row in succession artarda, peş peşe
in a way in some way in one way or anotherthis way or that way şöyle veya böyle, bir şekilde
in accordance with according to --- e göre
in addition to apart from as well as ---e ilaveten, --- nın yanısıra
in advance (of) önceden, peşinen
in agony in pain acı çekerek, acı içerisinde
in aid of --- nın yararına (for the benefit of)
in an answer to in response to in reply to cevap/karşılık olarak
in an effort to in an attempt to in order to --- mek amacıyla
in brief kısaca, özetle (in short)
in captivity esaret altında, tutuklu
in case of durumunda
in cash nakit ile ödeme
in charge of ---- den sorumlu, --- ile yükümlü
in common with birisiyle veya bir şeyle ortak noktası bulunmak
in compliance/agreement with -- uygun olarak, (emre) itaat ederek
in conclusion sonuç olarak (as a result)
in connection with --- ile bağlantılı
in consideration of göz önünde bulundurarak
in danger of --- tehlikesiyle karşı karşıya
in debt borçlu
in defiance of karşı çıkarak; karşı gelerek
in demand revaçta, rağbet gören
in detail at length ayrıntılı bir biçimde, uzun uzadıya
in detention under arrest göz altında, tutuklu
in disarray in a jumble düzensiz, karmakarışık
in disgust tiksinerek, iğrenerek
in due course zamanla, vakti gelince
in error hatalı, yanlışlıkla (at fault)
in exasperation öfkeyle, çok kızgın bir şekilde
in excess aşırı miktarda
in exchange for in return for -- nın karşılığında, -- e karşılık olarak
in existence var olan, mevcut (available)
in fact in reality aslında, işin doğrusu
in fashion modaya uygun
in favour of --- lehinde olmak, --- taraftar olmak
in flames alevler içerisinde
in general genellikle
in good condition iyi durumda, zarar ziyan görmemiş
in haste telaşla, aceleyle (in a hurry)
in high spirits morali çok iyi, gününde (in a good mood)
in ink mürekkeple
in instalment taksitle ödeme
in length uzunluk bakımından
in light/view of --- nın işığı altında, --- yı göz önünde tutarak
in love with aşık olmak
in low spirits morali bozuk, gününde değil (in a bad mood)
in moderation ılımlı bir şekilde, fazla abartmadan
in no mood for bir şeyi yapacak halde/psikolojide olmamak
in no time yakında, az sonra
in no uncertain terms kesin bir dille, lafı gevelemeden söylemek
in opposition to as opposed to contrary to #AD?
in order düzenli, tertipli
in other words başka bir deyişle, diğer bir ifadeyle
in pain in agony acı içinde
in part kısmen
in particular özellikle
in person şahsen, bire bir
in pieces paramparça
in place of --- nın yerine (instead of)
in practice uygulamada
in prison mahkum
in private özel olarak
in progress devam etmekte olan, sürmekte olan
in public alenen, açıkça, ulu orta yerde
in pursuit of #AD?
in reality in fact aslında, doğrusu
in relation to --- ile ilgili olarak
in reply to in response to in an answer to cevap/karşılık olarak
in reproach sitemle, yakınarak, şikayet edercesine
in respect of in relation to ---- ile ilgili olarak
in respect/regard to with respect/regard to --- konusunda
in response to in reply to in an answer to cevap/karşılık olarak
in return for karşılığında (in exchange for )
in season mevsiminde (elma, muz vb), turfanda olmayan
in secret gizli bir şekilde
in self-defence nefsi müdafaa olarak, kendini savunmak amacıyla
in short özetle (in brief / in summary )
in sight görünürde, görünebilir (visible)
in silence sessizce
in store for --- yı bekleyen, (yapılmayı) bekleyen
in succession in a row artarda, peş peşe
in tears ağlamaklı, ağlayan
in terms of --- nın açısından, ---- e bakımından (with respect to)
in the absence of --- nın yokluğunda
in the air muallakta, henüz net bir karar çıkmamış
in the broad daylight güpe gündüz
in the case of --- durumunda
in the circumstances normal şartlar altında
in the country kırsal kesimde, şehir merkezinden çok uzak
in the course of --- esnasında, ---- sırasında
in the event of --- olduğu durumda
in the existence of in the presence of -- nın varlığında/huzurunda
in the face/teeth of --- karşısında, --- e rağmen
in the habit of alışkanlığına sahip, yapmaya alışkın
in the limelight çok ilgi gören, çok göze batan
in the long run uzun vadede
in the mean time bu arada, bu süre zarfında
in the middle of --- nın ortasında
in the middle of nowhere uçsuz bucaksız bir yerde
in the name of --- nın adına, --- nın emriyle (God,The king vb)
in the open açık alanda (out of doors)
in the presence of in the existence of nın varlığında, nın huzurunda
in the short run kısa vadede
in the suburbs varoşlarda, kenar mahallede
in the wake of --- nın ardından, --- nın akabinde (savaş, felaket vb)
in theory teoride, teorik olarak
in time vaktinden biraz önce (on time just IN time tam vaktinde )
in touch with irtibat halinde
in trouble başı belada
in tune ahenkli
in turn sırayla
in vain boşuna, boş yere (of no avail)
in view of --- yı düşünerek, --- yı göz önüne alarak
in vogue in fashion moda olan
in/out of keeping with --- ya uygun olarak, --- ya uymayan
in/with the hope of --- umuduyla
inside out giysinin ters yüzünü giymek
instead of --- nın yerine (in place of)
irrespective of --- e bakılmaksızın, --- e rağmen (regardless of)
It is fine with me! Benim için bir sakıncası yok! Bana uyar!
It is no use/good + Ving ---- mak iyi olmaz/fayda etmez
It is raining cats and dogs bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
It suits you! Sana çok yakışmış!
judging from --- den yola çıkarak, --- e bakılırsa
jump out of one’s skin ödü patlamak, çok korkmak
jump to a conclusion erken (iyi düşünmeden) sonuç çıkarmak
Just a moment/minute! Bir saniye/dakika lütfen!
keep abreast of yeni gelişmeleri öğrenmek, olup biteni öğrenmek
keep ahead of somebody birini geride bırakmak, önde gitmek
keep on eye on göz kulak olmak
kick the bucket gebermek
know like the back of one’s hand bir yeri avucunun içi gibi bilmek
later in the day günün ilerleyen saatlerinde
later on daha sonra
lead a modest life (1) mütevazi bir hayat yaşamak (2) fakir olmak
leave somebody alone (1) birini rahat bırakmak(2)birini yalnız bırakmak
leave somebody to his own devices birini kendi haline bırakmak
let alone DO ---- bir yana, ---- yapmak şöyle dursun, --- bunu bırak
lie in ambush pusuya yatmak
like two peas in a pod bir elmanın iki yarısı gibi
live on the dole işsizlik maaşı ile geçinmek
live up to (expectations) beklentiye cevap vermek
look forward to dört gözle beklemek, sabırsızlanmak
lose count of sayısını unutmak
lose favour with birisinin gözünden düşmek
lose one’s consciousness bayılmak, bilincini kaybetmek(faint)
lose one’s temper öfkelenmek, sinirlenmek
lose touch with birisiyle irtibatı koparmak/kaybetmek
lose track of birinin/bir şeyin izini kaybetmek
make a bare living kıt kanaat geçinmek
make a comment on bir konuda yorum yapmak
make a fire ateş yakmak
make a fuss about sık boğaz etmek, üzerine çok düşmek
make a good point iyi bir konuya değinmek
make a living earn a living geçinmek, hayatını kazanmak
make a recovery from iyileşmek ( get over )
make allowances for göz önünde bulundurmak, hesaba katmak
make contact with keep/get in touch withbirisiyle irtibata geçmek
make do with --- ile idare etmek, yetinmek (para vb)
make ends meet iki yakayı bir araya getirmek
make friends with birisiyle arkadaşlık kurmak
make fun of birisiyle dalga geçmek, birisiyle alay etmek
make most of en iyi şekilde faydalanmak (make the best of)
make oneself home kendini evinde gibi hissetmek
make room for yer açmak
make sense of anlamak, --- den mana çıkarmak
make somebody redundant birini ihtiyaç fazlası görüp işten kovmak
make something public bir şeyi kamuoyuna açıklamak, izah etmek
make up for telafi etmek (compensate for)
make up with barışmak
make use of istifade etmek, yararlanmak (take advantage of)
Mind your own business! Sen kendi işine bak!
miss out on an opportunity fırsatı kaçırmak
moreover furthermore also ayrıca, bunun yanı sıra, üstüne üstlük
Not that I am aware of Bildiğim kadarıyla hayır!
now and again at times from time to time zaman zaman
of age reşit olmuş, 18 yaşından büyük X under age reşit olmamış
of no avail futile beyhude, boşuna, faydasız (in vain)
off and on on and off kesintili, zaman zaman
off duty görev başında olmayan, izinli
offer somebody bribes birine rüşvet teklif etmek
on (that) date o tarihte
on a cruise kısa deniz yolculuğunda
on a diet perhizde, diyette, rejimde
on a large scale büyük ölçüde
on a tour/trip turda, gezide (iş gezisi vb)
on account of --- den dolayı, --- nın yüzünden
on air yayında (radyoda, televizyonda)
on all fours dört ayak üzerinde
on an empty stomach aç karınla, boş mideyle
on an expedition keşif gezisinde
on arrival varınca, olaşınca
on average ortalama
on board binmiş, yüklenmiş (trene, uçağa vb. )
on fire yanmakta olan (bina vb )
on foot yürüyerek (by walk)
on good/friendly terms with birisi ile iyi geçinmek
on guard nöbette
on his way (to) --- e doğru giderken, --- nın yolunda (eve, okula, vb )
on holiday tatilde
on leave izinde, izne çıkmış
on loan ödünç olarak, borç para / ödünç